
Temmuz ayında Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda iki gece üst üste kapalı gişe oynayan bir Yunan şarkıcı için “İstanbul’da beklenmedik ilgi” denildi. Beklenmedik olan bir şey yok. Bu şehir Yunanca söylenen şarkıyı yüz yıldır duyuyor ve bunun izleri Kadıköy’ün göbeğinde duruyor.
Çarşının ortasındaki 1694 tarihli taş
Kadıköy çarşısının küçük meydanında Ayia Efimia Rum Ortodoks Kilisesi var. Bugünkü bina 1694’te dönemin Kadıköy metropoliti Gabriel tarafından yeniden yaptırıldı; 1830’da metropolit II. Zaharias’ın Rusya’dan sağladığı bağışla genişletildi.
Semtin ikinci Rum Ortodoks kilisesi Ayia Triada, Kadıköy’ün cemaat hayatının ölçeğini gösteren diğer yapı. İki kilisenin aynı ilçede yan yana ayakta kalması, buranın bir zamanlar kaç kişilik bir topluluğa ev sahipliği yaptığını binaların kendi boyutundan daha iyi anlatıyor.
Yapılar, semtin nüfus kompozisyonunun bugünden çok farklı olduğu bir dönemin kalıntısı. Kadıköy’ün Rum cemaati bugün küçük bir topluluk; ama semtin ticaret ve gündelik hayatındaki izi binalardan daha uzun ömürlü çıktı. Çarşının yakınındaki Salı Pazarı ile Selanik’in laikisi arasındaki benzerlik de aynı hafızanın parçası.
Ud’un ustası: Yorgo Bacanos
İstanbul’un Rum müzisyenleri arasında en çok bilineni Yorgo Bacanos. 1900 doğumlu udi, Osmanlı klasik müziğinin taksim geleneğinde iz bırakan isimlerden biri oldu. Babası lavta ve ud taksimleriyle tanınıyordu, ailede kemençe ve kanun icracıları da vardı.
Bacanos, 1946’da İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Musikisi İcra Heyeti’nde çalışmaya başladı ve yıllarca burada ud çaldı. 24 Şubat 1977’de İstanbul’da öldü. Şehrin Türk müziği kurumunun icra heyetinde uzun yıllar bir Rum udinin bulunması, bugünden bakıldığında kolay anlaşılmıyor; oysa o dönem için sıra dışı değildi.
1964 kırılması ve sonrası
Rum cemaatinin İstanbul’dan çekilmesinde 1964’te alınan sınır dışı kararı dönüm noktası oldu. Cemaat küçüldükçe müzik geleneği de taşıyıcısını kaybetti. İstanbul’da Yunanca söylenen şarkı, mahalle hayatının içinden çıkıp kayıtlara ve birkaç topluluğun repertuvarına sığındı.
Bu repertuvarı bugün sürdüren isimlerden biri 1974 İstanbul doğumlu Stelyo Berber. Ortaokul yıllarında Fener Rum Patrikhanesi başmugannisi Leonidas Asteris’ten Bizans müziği çalıştı; rebetiko topluluğu Café Aman İstanbul’un kurucusu ve solisti. Topluluk İstanbul Müzik Festivali programında da yer aldı, yani gelenek özel bir ilgi alanı olmaktan çıkıp kurumsal sahneye döndü.
Neden kulağa yabancı gelmiyor
Teknik cevap ritimde. Ege’nin iki yakasında ortak olan dokuz zamanlı ölçü, Türkiye’de zeybek, Yunanistan’da zeibekiko adıyla yaşıyor. Bir dinleyici sözü anlamasa bile vuruşu tanıyor.
İkinci cevap kaynakta. Yunan ada müziği geleneği Osmanlı, Arap ve Venedik müzik kültürlerinden ve Anadolu’dan göçen Rumların müziğinden beslendi. Yani iki taraf birbirinden şarkı almaktan önce aynı havuzdan besleniyordu.
Harbiye’de temmuz gecelerinde salonun tepkisini kuran şey de buydu. Sahnedeki repertuvarın ağırlığı, son yıllarda pop düzenlemeden ada müziğine kayan bir damardan geliyordu.
Şehirde bugün nerede duyulur
- Kayıt olarak: rebetiko toplulukları ve İstanbul doğumlu Rum icracıların arşiv kayıtları.
- Sahne olarak: festival programlarındaki ortak repertuvar konserleri.
- Taş olarak: Kadıköy çarşısındaki kilise ile Moda ve Yeldeğirmeni hattındaki yapı stoku.
Sahil hattının iki şehirdeki karşılığını Moda sahili ile Nea Paralia yazımızda karşılaştırmıştık.
Bir şehrin müzik hafızası, o müziği yapan topluluk küçüldükten sonra da kalıyor. Harbiye’deki iki gecede sahnedeki isim yeniydi, salonun bildiği ritim değildi.






